top of page
logo

TANRILAR VE PANTEONLAR • CELESTIAL FRACTURE • REYMLERİN KAYITLARI • DOOMED CODEX •

I. ÇAĞ — DÜŞEN YILDIZLAR

Birinci Kısım — Yasak Melodi

yasak-melodi-bg.png

Rheora başlangıçta yalnızca genç bir Aasimar barddı. Cennette doğmuştu. Bulutlardan yapılmış saraylarda yaşamış, ilahi korolarda şarkılar söylemişti. Melekler onun sesini “arınmış ruhların melodisi” olarak tanımlıyordu. Gittiği her yerde insanlar ona hayran kalır, kutsal bir varlığın yanında olduklarını hissederdi.

Ve Rheora… mutlu olduğunu sanıyordu. Çünkü başka bir hayat bilmiyordu. Cennette her şey kusursuzdu. Fazla kusursuz. Acı yoktu. Açlık yoktu. Korku yoktu. Ama aynı zamanda gerçek bir duygu da yoktu. Her şey önceden yazılmış bir tiyatro gibi hissettiriyordu.

Bir gün Rheora’nın içine garip bir merak düştü. Avernus’u görmek istedi. Neden istediğini kendisi bile bilmiyordu. Belki sıkılmıştı. Belki göklerin yasakladığı bir şeyi ilk kez merak etmişti. Belki de kader onu aşağı çağırıyordu. Gizlice cennetten ayrıldı. Ve ilk kez cehennemin kızıl topraklarına ayak bastı.

Avernus düşündüğü gibi değildi. Evet, gökyüzü kan rengiydi. Evet, uzakta dev iblis orduları yürüyordu. Evet, hava kül ve yanık demir kokuyordu. Ama aynı zamanda… yaşayan bir yerdi. Gerçekti.

Rheora siyah taşlardan oluşan dev bir cehennem kuyusunun yanından geçerken bir kahkaha duydu. Orada oturuyordu. Alina. Bir kayanın üstüne yayılmış halde pipo içiyor, önünde güreşen iki minik şeytanı izliyordu. Küçük yaratıklar birbirlerini kuyruğundan çekiyor, Alina ise kahkahalarla onları gaza getiriyordu.

Rheora o an durdu. Kalbi ilk kez hızlandı. Gerçekten hızlandı. Görüşü bulanıklaştı. Kanatlarının iç i ürperdi. Şarkılarla dolu zihni tamamen boşaldı. Hayatı boyunca ilk kez… âşık olmuştu.

Alina başını çevirip onu gördü. Bir Aasimar’ın Avernus’un ortasında dikildiğini görünce kaşını kaldırdı. “Kayboldun mu melek?” Rheora cevap veremedi. Sadece elindeki arpı yavaşça çıkardı. And çalmaya başladı. Cennetin melodilerini. İlahi koroların şarkılarını. Bulut şehirlerinde söylenen eski ezgileri. Hiçbir şeytanın daha önce duymadığı melodileri. Avernus’un kızıl rüzgârı bile birkaç saniyeliğine durmuş gibiydi.

Alina uzun süre hiçbir şey söylemeden onu dinledi. Sonra hafifçe gülümsedi. İşte Rheora o gün yalnızca bir şarkı çalmadı. Kalbini de verdi.

Sonraki günlerde Rheora gizlice tekrar tekrar Avernus’a inmeye başladı. Her gün Alina’yı görmek için. Bazen birlikte cehennem çukurlarının yanında oturuyorlardı. Bazen Alina ona Avernus’ataki yaratıkları anlatıyordu. Bazen Rheora ona yeni şarkılar çalıyordu. Ve ilk kez Rheora gerçekten yaşamaya başladı. Çünkü Alina ona kutsal bir varlık gibi davranmıyordu. Onu sadece… Rheora olarak görüyordu.

Ama cennette hiçbir sır sonsuza kadar saklanamazdı. Baş melekler gerçeği öğrendi. Bir Aasimar’ın bir Tiefling ile birlikte olması yalnızca yasak değildi. İğrenç kabul ediliyordu. Onlara göre ilahi kan, “lanetli şeytan kanıyla” kirlenemezdi. Rheora’ya hiçbir şey söylemediler. Onun yerine asker gönderiler. Sessizce. Öldürmek için.

Bir gün Rheora and Alina her zamanki gibi birlikte oturuyordu. Alina pipo içiyor, Rheora ona aptalca bir aşk şarkısı çalıyordu. Tam o sırada gökyüzü yarıldı. Altın ışıklar Avernus’un kırmızı semasını delip geçti. Yaklaşık on beş Aasimar asker… and üç melek gökten indi. Kutsal mızraklar doğruca Alina’ya çevrilmişti.

Rheora ne olduğunu anladığı anda ayağa kalktı. “Durun.” Kimse durmadı. İlk saldırıyı Rheora engelledi. Kendi türüne karşı ilk kez silah kaldırdı. Kanatlar çarpıştı. Kutsal mızraklar kırıldı. Altın ışıklar Avernus’un karanlığına yayıldı. Rheora yaralandı. Ama onları da yaraladı. Çünkü o anda korkmuyordu. Yalnızca Alina’yı korumak istiyordu.

Sonunda Alina’ya bağırdı: “KAÇ!” Alina istemedi. Ama Rheora tekrar bağırdı. “LÜTFEN!” Alina koşmaya başladı. Ve tam o anda… Meleklerden biri ileri atıldı. Altın mızrağı tek hamlede Alina’nın göğsünden geçti. Sessizlik oldu. O kutsal altın mızrak… Alina’nın kanıyla kırmızıya boyandı.

Rheora birkaç saniye hareket edemedi. Sonra çığlık attı. “NEDEN?! NEDEN?! NEDEN?!” Çıldırmış gibi meleğe saldırdı. Kanatlarını parçaladı. Yüzünü pençeleriyle yardı. Kutsal zırhını kırdı. Ama melek yalnızca güldü. Kanlı ağzıyla Rheora’ya bakıp şöyle dedi: “O kirli şeytan kanıyla birlikte olmak rahatsız edici değil miydi?” “Küçük orospunu öldürdük.” “Ne yapabilirsin ki?” Ve kahkahalar atarak ışığa dönüştü. Rheora’yı da zorla yanında götürdü.

Rheora kendini tekrar cennette buldu. Baş meleğin huzurunda. Kanlar içindeydi. Kanatları parçalanmıştı. Elleri hâlâ Alina’nın kanıyla kaplıydı. Baş melek ona yalnızca şunu söyledi: “Bu gerekliydi.”

İşte o anda Rheora’daki son kutsal parça da öldü. Rheora başını yavaşça kaldırdı. Gözlerinde artık korku yoktu. Yalnızca nefret vardı. Sonra cennetin ortasında, tüm meleklerin önünde bağırdı: “Gerekli mi?” “SEVGİYİ ÖLDÜRÜP BANA GEREKLİ Mİ DİYORSUNUZ?” “Sizin o kutsal düzeninizi de, ilahiyatınızı da sikeyim!” “Tanrı dediğiniz şey korkudan başka bir bok değil!” “Hepiniz çürümüş orospu çocuklarısınız!”

“Yemin ederim… Gökte ne kadar kutsal varlık varsa hepsini tek tek öldüreceğim. Mızraklarınızı götlerinize sokacağım. Ve cennetiniz yanarken… Alina’nın adını şarkı diye söyleyeceğim.” Cennet sessizleşti. Melekler geri çekildi. Çünkü Rheora yalnızca öfkeli değildi. Gerçekten yemin etmişti. And gökler ilk kez… korkmuştu.

Baş melekler onu artık kutsal bir varlık olarak değil… bir tehdit olarak görüyordu. Bu yüzden Rheora sürgün edildi. Kanatları parçalanmadı. İlahi ışığı söküldü. And göklerden dünyaya atıldı. O gün insanlar gökyüzünde bir yıldızın düştüğünü gördü. Ve dünya ilk kez Rheora’nın adını duydu.

bottom of page